Hz. Peygamber, peygamber olmadan önce de içerisinde yaşamış olduğu toplumda kendisine gıptayla bakılan bir şahsiyetti. Peygamberimizin toplumda kendisinden sitayişle bahsettirmesinde zenginliği veya soy sop yönünden güçlülüğü değil ahlaki bir takım güzelliklere sahip oluşu etkili olmuştur. Her türlü kötülüğün yaygınlaşıp meşru görüldüğü bir toplumda iyi insan, güvenilir bir şahsiyet olmak kolay değildir. Ahlaki güzellikleri nefsinde toplayan Hz. Peygamber kendisine inanan müslümanların da benzer özelliklere kavuşabilmesi için gayret sarf etmiş, yirmi üç yıllık risalet hayatı boyunca erdemli bir toplum oluşturmaya çalışmıştır. O, ahlaki güzellikleri müslümanlar arasında yerleştirip yaygınlaştırılma hususunda azami gayret göstermiş, bu doğrultuda değişik yöntemler takip etmiştir. Tebliğ ettiği dinin sadece inanç ve ibadetlerden ibaret olmadığını, bunlarla ilgili sorumlulukların yerine getirilmesinin yeterli olmayacağını, güzel ahlaki özelliklerin de önemsenerek tatbik edilmesini her fırsatta ifade etmeye özen göstermiştir. Dolayısıyla İslam dininde inanç, ibadet ve ahlak birlikte kabul görmüş ve önemsenmiştir. Vahiyle ahlaki bakımdan mükemmelleşen Hz. Peygamber, müslümanlar için numune-i imtisal haline gelirken ona inanmayanlar nezdinde de ahlaki bakımdan saygınlığından bir şey kaybetmemiştir. Peygamber olarak görevlendirdiğini söylemesinden sonra da muhalif grupta yer alan Mekkeliler onu yalancılıkla itham etmemişler, başka sebepleri öne sürerek ona karşı çıkmışlardır. Dolayısıyla o her daim dürüst olarak bilinmiş ve kabul edilmiştir.
Onun yaşlısından gencine, çocuğundan büyüğüne, fakirinden zenginine, erkeğinden kadınına, hüründen kölesine kısacası toplumu oluşturan herkesime hatta hayvanlara ve içerisinde yaşadığı çevreye bile en güzel şekilde davranmaya çalıştığına dair gerek Kur'an gerekse hadis ve diğer İslam tarihi kaynaklarında pek çok sayıda bilgi verilmektedir.
"En hayırlı olanınız ahlakı en güzel olanınızdır."
"İmanen en mükemmel olanınız ahlaken en güzel olanınızdır"
"Mizanda en faziletli olan şey güzel ahlaktır"
buyuran Hz. Peygamber, hem Kur'an'ın hem de kendisinin de belirttiği üzere "en güzel ahlak üzere" olmasına rağmen daha güzel ahlaka sahip olmak için gayret etmiş ve bu doğrultuda sık sık Cenab-ı Allah'a niyazda bulunmuştur:
"Allah'ım, bana nasıl güzel bir beden verdiysen öylece güzel bir huy ver!", "Allah'ım, en güzel ahlak şekline sahip olmayı bana nasip et, bunu bana ancak sen nasip edersin!"
Aynı şekilde Rasulüllah kötü ahlaktan koruması için de Allah Teala'ya dua edip sığınırdı:
"Allah'ım, beni kötü işler ve kötü huylardan koru!", "Allah'ım, kötü huyları benden defet, bunu benden ancak sen defedersin!"
Hz. Peygamber risaletle görevlendirilmesinden itibaren yaşadığı toplumun içerisine düştüğü ahlaki çöküntüden kurtulabilmesi için mücadele etmiştir. Tüm tebliğ süresi boyunca güzel ahlakı müslümanlara benimsetmek için aceleci olmamış, tedrici bir metotla hareket etmiştir. Böylece o, güzel ahlakı sadece nefsinde barındırmakla yetinmemiş, kendisine inanan veya inanmayan insanların da güzel hasletlerle mücehhez hale gelmelerini arzulamış, bu uğurda elinden gelen gayreti sarf etmiştir.
Kur'an onun güzel ahlak üzere olduğunu, müminlere karşı gayet merhametli bir tabiata sahip bulunduğunu, sert ve katı kalpli olmadığını ifade ederken kendisi de güzel ahlakı tamamlamak üzere görevlendirildiğini bildirmiştir.
Dinimizin koyduğu ahlak kurallarına uymak ahiretteki ebedi mutluluğa sebep olduğu gibi uymamak da ebedi bedbahtlığa sebep olur. İslam'da ahlak kurallarının yaptırım gücü sadece toplumun kınaması veya bir takım cezai önlemler değil, kalplere yerleşen Allah korkusu ve sorumluluk duygusudur. Bu sebeple müslüman kimsenin görmediği ve vicdanı ile baş başa kaldığı yerlerde bile ölçülü davranır, ahlak kurallarına uyar. Böyle bir inanca sahip olmayan ve başkaları tarafından da duyulup kınanmayacağını anlayan kimse ise fırsat buldukça her türlü kötülüğü yapabilir.
Günümüzde İbadetini düzenli yapıp ahlaki vazifelerine hakkıyla riayet eden müslüman şahsiyetlerden çok, ibadetini ve gıybetini düzenli yapan şahsiyetler maalesef çoğunluğu oluşturur. Müslüman olmak ve düzenli ibadet etmek bu tür ahlaki zaaflardan insanı kurtarması gerekirken, hem ibadete düşkün olmak hem de bir takım ahlaki kusurları alışkanlık haline getirmek yeni bir şahsiyet tipi ortaya çıkarmaktadır. Çağdaş dünyada bu tür dindarlık tipinin hayli çoğaldığı gözlemlenmektedir. Ortaya çıkan bu kaypak ve gevşek şahsiyet İslam'a uymayan ve onun asla tasvip etmediği bir durumdur. İbadetlerine düşkün olan insanların ahlaki zaafları anlaşılır gibi değildir. Halbuki İslam, ahlak ile ibadet arasında çok tutarlı ve makul bir ilişki kurarak, ahlaki erdemleri ibadetin tabii ve zorunlu sonuçlarından saymıştır. Bunlar arasında gerek eğitim gerekse yaşama noktasında tercih değil birliktelik esastır.
İbadet niyetiyle yapılmak kaydıyla kişinin kendi ihtiyaçlarını, ailesinin veya ihtiyaç sahiplerinin herhangi meşru bir isteklerini yerine getirmesi, yemesi, içmesi hatta gezmesi bile ibadet sayılabilir.
Aynı şekilde bir müslümanın insani ilişkilerinde mütevazı, sevecen ve müşfik olması, cömertliği, dürüstlüğü, hoşgörülü tavrı vb. de mutlaka ibadet gibi önemlidir ve bütün bu özellikler sahibine sevap kazandıracaktır. Dolayısıyla müslümanlar sadece fiili ibadetleriyle değil aynı şekilde iyilik ve güzel ahlak namına sergiledikleri tutumlarından dolayı da sevap kazanacaklardır. Dinimize göre İbadet kulun Allah'a karşı görevi, ahlak ise diğer bireylere ve topluma karşı görevlerini ifade etmektedir. Dolayısıyla her ikisi de aynı derecede önemlidir. Ahlaki bakımdan kötü huylu olan ve komşularını inciten, buna mukabil gündüzlerini oruçlu gecelerini de namaz kılarak geçiren bir kişi Hz. Peygamber'e anlatılıp onunla ilgili durumu soran bir sahabiye Hz. Peygamber şu cevabı vermiştir: "Onda hayır yok, o cehennemliktir."
Kur'an ve hadislere bakıldığında görünen şudur ki, müslümanlar için sürekli olarak inanç ve ibadet kuralları hakkında emir veya nehiyler sıralanmayıp onların ahlaken güzelleşmelerine, iyi ilişkilerle sağlıklı toplumlar oluşturmalarına dair emir veya yasaklar da sık sık dile getirilmektedir.
24 Ağustos 2026 tarihi akşamında sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in doğumunun hicri bin beş yüzüncü yılını idrak edeceğiz. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i anmaya, anlamaya ve getirdiği mesajları insanlıkla buluşturmaya gayret göstereceğiz. Mevlid kandilinizi tebrik eder, Rabbimden efendimize layık Müslümanlar olabilmeyi niyaz ederim.
Aydın Yığman
Antalya İl Müftüsü