T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Elmalı Müftülüğü

13.04.2021

İl Müftümüzden Ramazan Ayı Mesajı

İl Müftümüz Nazif Fethi YALÇINKAYA, Ramazan Ayı münasebetiyle bir mesaj yayınladı.
Müftü YALÇINKAYA, mesajında şu ifadelere yer verdi.
"KUR’AN İLE ŞİFA,
ORUÇ İLE SIHHAT,
NAMAZ İLE HUZUR BULUP,
ZEKAT İLE DERMAN OLALIM."
“Allah’ım, recep ve şabanı hakkımızda bereketli eyle ve bizi ramazana ulaştır.”(Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259.)
Resulüllah (s.a.s.) Efendimizin Recep ayının girmesiyle okumaya başladığı duadır bu. Recep ve Şabanda bereketi arayan ama asıl itibarıyla ramazana kavuşma iştiyakını dile getiren bir dua… Çok değil bundan iki ay önce bu duayı okumaya başlayarak ramazan ayına kalbî bir hazırlık yapıyorduk.
Peygamberimiz (s.av)’ in “Cennet kapılarının açıldığını, cehennem kapılarının kapatıldığını ve şeytanların zincire vurulduğunu” (Nesai, Sıyam,5.), “Kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, İman,28.) buyurduğu Ramazan ayına ulşmanın heyecan ve mutluluğunu yaşamaktayız.
Ramazan; Nazil olduğu ayı onbir ayın sultanı yapan, Nazil olduğu geceyi bin aydan daha hayırlı kılan, Nazil olduğu şehirleri Mekke-i Mükerreme- Medineyi Münevvere yapan, Nazil olduğu kişiyi Abdülmuttalib’in torunu, Abdullah’ın yetim oğlu Muhammedi; Allah’ın Rasülü Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) yapan, ayetleri ile zihinleri aydınlatan ve varoluşunun anlamını unutan insanlığı, bilgi, hikmet ve iffete davet eden yüce kitabımızın nazil olduğu müstesna bir aydır.
Ramazan, çoraklaşmış yüreklere ab-ı hayattır. “Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve Resulü’nün çağrısına uyun ve şüphesiz bilin ki Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Unutmayın ki O’nun huzuruna götürüleceksiniz.” (Enfal, 8/24.) Allah ve Resulü’nün bizi çağırdığı en önemli şeylerden biri de ramazan ayında oruç ibadetidir.
Her amelin karşılığı kulun emeği ve niyeti nispetinde ödenir ve miktarı bellidir. Allah Teâlâ, kulundan gelecek en küçük bir iyiliğe dahi on mislinden yedi yüz misline varan bir ecir takdir etmiştir. (Buhari, Tevhit, 126.) Ancak oruç ibadetinin ecri çok daha fazladır. Zira Allah, hadis-i kutside “Oruç benim içindir ve onun karşılığını verecek olan benim.” (Buhari, Savm, 2.) buyurmak suretiyle oruç için hesapsız bir mükâfat vadettiğini bildirmiştir. Dilimizin orucu olmalıdır; yalana, kötü söze, gıybet ve dedikoduya, dilimizle işleyebileceğimiz her türlü cinayete “Dur!” diyebilmekle… Gözümüzün, kulağımızın orucu olmalıdır; malayani şeyleri görüp dinlememekle… Ve en nihayetinde kalbimizin orucu olmalıdır; içimizdeki öfke, haset, kin ve adavet duygularına, bitmek tükenmek bilmeyen hırslarımıza, arzu ve ihtiraslarımıza gem vurabilmekle…
Ramazan, aynı zamanda hürriyet ayıdır. Zira bedenen her ne kadar hür isek de asıl hürriyet bedenlerin değil; gönüllerin, zihinlerin hürriyetidir. Öyle ki gücü, makam mevkii ne olursa olsun en basit bir alışkanlığına bile karşı koyamayan, arzularının kölesi olan bir insan, hiçbir surette hür değildir. Ve ne yazık ki kimimiz malın, paranın; kimimiz makam mevkinin; kimimiz şan şöhretin; kimimiz de şehvetin esiri olmuş durumdayız. İşte ramazan, bu esaret hâllerinden sıyrılıp iradenin zaferiyle özümüze döndüğümüz, hürriyetimize kavuştuğumuz aydır.
Nitekim ramazan aynı zamanda infak ayıdır. İnfak; müslümana malını ihtiyaç sahiplerinin hakkından arındırma fırsatı vermektedir. Böylelikle mal arınırken, ruh da mal tutkusundan arınmakta ve infak terbiyesi bir ruh terbiyesine dönüşmektedir.
Ramazan, bizlere yardımlaşma bilincini canlı tutmayı muştular. Nitekim İslam, müminin gerektiğinde arzu ve isteklerinden feragat etmesini, vahdet bilinciyle mümin kardeşlerine, tüm insanlara hatta bütün mahlûkata destek sağlamasını, karşılıksız iyilik yapmasını, yerine göre fedakârlıkta bulunmasını emreder.
Yardımlaşma ve dayanışma insanın sosyal bir varlık oluşuyla doğrudan ilişkilidir. Bir insanın bir başkasının iyiliğini düşünerek hareket etmesi, insanlara yararlı olmaya çalışması, hatta başkası için kendini tehlikeye atması diğerkâmlık (özgecilik) kavramıyla ifade edilebilir.
Ramazan ayının af ve mağfiret ayı olarak yer alması da yardımlaşma ve dayanışma davranışlarını artırıcıdır. İnanan insanların bu zaman dilimini arınma ve kurtuluş için bir fırsat hatta bir vesile görmesini de bu anlamda hassaten vurgulamak gerekir.
Şüphesiz ki Ramazan’da mânevî bir iklimin oluşmasını sağlayan şey, bu ayda yapılan taat ve ibadetlerin yoğunluğudur. Oruç ve namaz gibi, sosyal yardımlaşma ve dayanışma da bu ibadetlerin bir parçasıdır. Bu yüzden Ramazan; müminin sadece bedenen değil, malı ile de kul olmasının gereğini yerine getirdiği bir aydır. Ramazan ayında ihtiyaç sahipleriyle paylaştığımız mali ibadetlerimizden biri de Fıtır Sadakasıdır.
2019 yılının sonbahar aylarında Çin’de ortaya çıkan ve “Covid-19” olarak isimlendirilen yeni tip bir koronavirüs, kısa süre içinde tüm dünyaya yayılarak bireysel ve toplumsal hayatı esir almış görünmektedir. Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiğine ve milyonlarcasının yaşama tutunmak için mücadele verdiğine ilişkin bu haberlerle birlikte sevimli “mavi gezegenimiz” âdeta kara kıtalardan oluşan küresel bir hastaneye dönüşmüştür. Birbiri ardı sıra ilan edilen sokağa çıkma yasakları, karantina ve izolasyon tedbirleri ile birlikte insanlar kendilerini küresel bir hapishanenin demir parmaklıkları arasında hasta, mutsuz, umutsuz ve yalnız hissetmeye başlamıştır. Bu süreçte, aynı mekânı paylaşan insanlar arasına bile zorunlu “mesafe”ler girmiş; insanlar en yakınında yer alan kişilerle bile fiziksel temasta bulunmaya çekinmiş; anne babalar çocuklarına, aile büyükleri birbirlerine, dede neneler torunlarına sarılmaya cesaret edememiş ve birbirlerine duygularını beden diliyle aktarmaya hasret kalmıştır. Komşu, akraba, arkadaş ve akranlar arası görüşmelere, aileler arası ziyaretleşmelere zorunlu olarak ara verilmiştir.
Resul-i Ekrem’in (s.a.s.) şu emri bu hükmün delilini teşkil etmektedir: “Bulaşıcı hastalık taşıyanın sağlamla aynı ortamda bulunmasını engelleyiniz.” (Buhâri, Tıp, 53.) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kendisi de buna dikkat etmiş nitekim kendisine bey’at edip bağlılıklarını bildirmek üzere gelen bir heyet içerisinde bulaşıcı hastalığı olan bir kimsenin bulunduğunu öğrenince onunla musafaha etmeyip “Biz senin biatini kabul ettik, evine dönebilirsin.” (Müslim, Selâm, 36/126.) diyerek böyleleri ile temastan uzak durmuştur.
Demek ki ramazan da hüzünlenirmiş, coşkulu yaşanamayınca. Demek ki Kâbe de hüzünlenirmiş, dolu dolu tavaf edenleri olmayınca. Demek ki Arafat da hüzünlenirmiş, dünyanın dört bir yanından kafileler halinde gelip vakfeye duranları olmayınca. Demek ki camiler de hüzünlenirmiş, saf saf ve omuz omuza namaz kılan cemaati olmayınca.
Unutmayalım ki; en uzak mesafe birbirini anlamayanlar arasında olan mesafedir. Mesafeler dokunmaya engeldir, sevmeye değil.
İman edip okuduğumuz, okuyup anladığımız, anlayıp yaşadığımız Kur’an-ı Kerimlerimiz şifa, oruçlarımız sıhhat, kötülüklerden bizleri alıkoyan namazlarımız huzur, zekâtlarımız derman, Ramazan-ı Şerifimiz mübarek olsun.
Nazif Fethi YALÇINKAYA
Antalya İl Müftüsü